Türkan Şoray - Yaş 17, kilo tam 67!

Yayın Tarihi : 09 Haziran 2019
4356
Türkan Şoray henüz pek genç olmasına rağmen, tam 67 kilo geliyor. Bu yüzden iştah kesici ilaçlar alıyor...

 

İri, güzel gözlü genç kız şikayet ediyordu:

- "Bana, bu yaşta 'Kadın' denilmesine kızıyorum. Bakın ağzıma, daha yirmi yaş dişlerim bile çıkmadı! Seçimde, yaşım küçük olduğu için rey veremedim. Kontratlarımı da 18 yaşıma girmediğimden hep annem imzalıyor".

Türkan Şoray, Türk filmlerinin en genç yıldızıdır, ama filmlerde olduğundan büyük görünür. Onun derdi, şu an yaş değil, kilo almaktır.Bu sırada sokaktan bir satıcı geçiyordu. Genç kızın annesi ona dönerek:

- "Kızım sana elma şekeri alayım mı?" dedi. Pencereyi açtı, seslendi. Adamdan bir tane kırmızı boyalı elma şekeri aldı ve genç kıza verdi. Genç kız, Türk sinema yıldızlarının en genci Türkan Şoray'dan başkası değildi ve sabahtan beri karnının açlığından bahsediyordu. Nihayet kızının ısrarlarına dayanamayan annesi masayı her zamankinden daha önce hazırlamak, zorunda kaldı. Bir taraftan da tembihatta bulunuyordu: "Şişmanlıyorsun; sana ekmek yasak". Durdu. Kızını şöyle bir süzdükten sonra sözlerine devam etti: 

- "Bu yaşta 67 kilo geliyorsun. Görülmemiş bir iştahın var. Sinema artisti dediğin güzel vücutlu olmalı. Sadece güzel yüzle iş bitmez!"

Bu sırada kapı çalınmıştı. Genç artistin annesi Meliha Şoray kalktı; açmaya gitti, Türkan Şoray bu fırsatı kaçırmadı. Annesi görmeden hemen bir dilim ekmek aldı. Köfteleri bırakıp ekmeği katıksız olarak yemeğe Daşladı. Annesi gelinciye kadar dilim bitmişti. Sonra tabaktakileri de bir solukta mideye indirdi.

Türkan Şoray'ın zayıflamak için yapmadığı kalmamış; ama bir yandan da bol bol yeyip içmeden duramıyor. Bu yüzden iştah kesici ilaçlar alıyor.Annesi gelip de boş tabağı görünce çıkıştı:

- "Yeter artık. Zaten mutfakta da yemek kalmadı".

Daha sözünü bitirmeden gene kapının zili çalmıştı. Annesi kaybolur kaybolmaz, Türkan Şoray ayağa kalktı, terliksiz ayaklarının ucuna basa basa mutfağa koştu.

Kapıda Meliha Şoray elektrikçiyle konuşmaya dalmıştı. Türkan masaya taşıdığı köfteleri atıştırmaktan nefes bile alamıyordu. Bir yandan da "Aman, annem görmesin" diye işaret ediyordu. Türkan sonra Sebze, pilav ve meyveden sonra kahveyi içerken "Turşuya bayılıyorum, tatlılara elimi sürmüyorum" dedi.

Kanapede ayaklarını altına alıp oturdu:

- "Haydi birer sigara tüttürelim" dedi. "Ha, bakın vücut ölçülerimi söylemekten de nefret ediyorum. Ağırlık şu kadar kilo, kalça bu kadar santim... İnsanların değeri santimle, kiloyla ölçülebilir mi? Bence bunlar çok komik!"

Türkan Şoray'ın giyim-kuşam, süs konusunda da kendine mahsus fikirleri var:

- "Hayatımda ancak dört defa berbere gittim, dördü de film içindi. Elimden gelse saçımı bile taramayacağım. Zaten saçımı kendim keserim. O kocaman şeyler var ya, hani berberde saç kurutmak için kafamıza geçiriyorlar. Berber dükkanı altüst oldu gene saçlarımı onun içine sokmadım. Topuksuz, düz pabuçları, dar etekleri, spor ceketleri tercih ederim. Ruj ve rimelden başka şey kullanmam. Yalınayak evde dolaşmak çok hoşuma gider, onun için terlik almıyorum".

Bugüne kadar sadece dört kez berbere gittiğini söyleyen Türkan Şoray, saçlarını daha çok kendisi kesiyor.Kapı çalındı, bu sefer postacı gelmişti. Annesi mektupları getirdi. Türkan hemen birini açtı. Okurken "fiyyuuut" diye bir ıslık çaldı:

- "Şuna da bakın... 'Perdede sizi bir, iki saat görmek bana pek az geliyor. Bir imzalı fotoğrafınızı yollayın da doya doya bakayım' diye yazmış. İzmir'den hemşire Aysel Öziş... Ah bu hayranlar... Hepsine fotoğraf gönderiyorum. Bazılarına da cevap yazıyorum. Şu da beni Orhan Günşiray’dan kıskanıyormuş. Onunla evlenirsen kendimi öldürürüm’ diyor... Bak şu işe..."

Annesi Meliha Şoray, bu sözler üzerine Günşiray bahsini açtı:

- "Orhan Günşiray evimize geldi, benden kızımı istedi. Fakat ben reddettim. Kızımı çok iyi tanırım. Kiminle mesut olabileceğini bilirim. Kızımın kalbinde yatan erkek o değildi. Hem zaten daha çok genç... 28 Haziran 1945'te doğdu. Güya Orhan Günşiray ortak olduğu firma adına Türkan'la bir kontrat yapmış. Bu kontrata göre 1962 yılında Türkan Şoray, bu firmadan izin almadan başka yerde film çeviremeyecekmiş..."

Annesi anlatmakta devam ediyordu:

- "Kızım 18 yaşında olmadığı için film firmaları kontratları benimle imzalar. Günşiray'ın firmasıyla aramızda bir mukavele yok. Böyle rivayetlerin kızımın film teklifleri almasına engel olduğunu görüyorum. Kızım, istediği filmde oynamakta tamamen serbestir".

Kapı çalınıp annesi bir kez daha yanımızdan uzaklaşmak zorunda kalınca Türkan Şoray arkadaşça bir göz kırptı. "Hiç âşık oldunuz mu?" sorusuna da şöyle cevap verdi:

- "İlkokul birinci sınıfta... Sarı saçlı, çilli bir çocuktu. Hala fotoğrafını saklarım. Babası subaydı. Başka şehre tayin olunca gittiler. Yıllarca unutamadım. Beşinci sınıfta ikinci çocukluk aşkım başladı. çabuk geçti. Orta okulda yaşımdan fazla gösterirdim, çok da güzeldim. Artık etrafımdakiler bana aşık olmaya başladı. Gerçekten büyük aşkı henüz bilmiyorum".

- "Evlenmek bahsinde ne düşünüyorsunuz?"

- "Beş, altı yıl daha geçmeli... Sevebileceğim erkek tipi diye kafamda bir şey yok. Ama, evleneceğim erkeğin vasıfları aşağı yukarı belli: Şen, hoşsohbet, yanyana olduğumuz zaman bana yakışan, beni mahçup etmeyen, uzun boylu, yakışıklı... Eğer kumral, yeşil gözlü olursa rüyalarım gerçekleşmiş olacak... Yaşı da en az 25-35 arasında olmalı..."

Türkan Şoray, kumaş satmak için evine gelen satıcılarla...Son cümlesini tamamlarken odaya annesi girmişti. Genç kız annesini görünce hemen mevzuu değiştiriverdi:

- "Üç ayda üç ev değiştirdik. Fatih'te oturuyorduk, Nişantaşı'na taşındık, şimdi de Şişli'deyiz. 'Kocamansur Sokak No: 126’ diye yazın da mektuplarım üç adresli
olmasın. Postanelere yeni adres vermekten bıktık".

Türkan Şoray'a her gün mektup yazan hayranları varmış. Birisi mektuplarını numaralı olarak gönderiyormuş. Mektubun içinde her gün sadece bir cümle varmış. Bugün gelen mektuplar arasından 159'uncusu çıktı...

Genç yıldız, filmlerinin sinemalarda ilk gösterildiği gecelere gitmekten hoşlanmıyor, "Bana bunlar gösteriş gibi geliyor, utanıyorum" diyor.

Türkan Şoray en fazla "Dikenli Gül" filmindeki yankesici kız rolünü seviyor. Bu filmde Salih Tozan'la bir kavga sahnesi varmış, tam 1.500 liralık eşya kırmışlar.

İlk filminde 500 liraya başrolü oynayan Türkan Şoray, şimdi 10.000 lira alıyor. Eskiden Kerime Nadir, Muazzez Tahsin, Peride Celal'in romanlarını beğenirmiş. "Vuslat", "Annabel Lee", "Merdiven" şiirlerini ezberlemiş, hala unutmamış. En sevdiği şarkılar "Belki bir sabah geleceksin" ve "Bir rüzgardır gelir geçer sanmıştım"... Batı müziğinde "Comparsita" ile "Angustia..."

"Sende hatırası olan şarkı var mı?" sorusuna "Henüz yok" diye cevap veriyor. Bizim artistlerden Müşfik Kenter, Ayhan Işık, Avni Dilligil'i, yabancılardan Maria Schell, Gina Lollobrigida'yı ve rejisör Atıf Yılmaz ile Lütfü Akad'ı beğeniyor.

Röportaj: Enis Rıza Olcayto

(Ses Dergisi - 16 Aralık 1961)